Fatma Tüker

Dedikodu mu, haber yaymak mı, yoksa WOMM mu?            

.

2018 M04 14

 Keşke hep memnun kalsak aldığımız üründen, hizmetten, hep memnun ayrılsak bulunduğumuz mekanlardan. Hep, herkesi olmasa da memnun edilebilse müşteriler de, ürünlerle, markalarla ilgili olumlu konuşacak haber yayacak “faydalı dedikodu” yapacak gönüllü marka elçileri yaratılabilse, harika olmaz mıydı?

Günümüzde yeni bir ürün ya da hizmetle karşılaştığımızda veya varolan bir ürün hakkında daha ayrıntılı bilgi istediğimizde hemen hepimizin yaptığımız ilk şey en bildiğimiz arama motoruna başvurmak, gerekli anahtar kelimeleri yazmak olmuyor mu? Ancak, okuduğumuz ve bizim için teorik kalan bilgi tabii ki bizi doyurmuyor; bu her ne ise onu gerçekten deneyimlemiş, bu alanda güvenirlik ve yetkinliğini ispat etmiş kişilerin yol göstermesine ihtiyaç duymuyor muyuz? Bu kişiler de  öncelikle en yakınımızdaki güvendiğimiz eşimiz dostumuz, bizleri etkileyen, konularında uzman olduklarına inandığımız kanaat önderleri değil mi? Onlardan bir ürün ile ilgili aldığımız olumlu yorum, “tavsiye” o ürünü alma konusunda en büyük etken oluyor çoğu zaman.

İletişim bir başka basit anlatımla aslında insanlar arasındaki duyguları ve algıları oluşturan bir “enerji alışverişi.” Dolayısı ile pazarlama iletişimi de insanlar ile kuruluşlar arasındaki algıları oluşturan bir kuruluşun kendisinin, ürün veya hizmetlerinin ilişkide bulunduğu veya bulunacağı kitlelere sağlayacağı faydaların anlatılmasını ve satın almayı destekleyecek algılamaların oluşturulmasını sağlayacak bir enerji dönüşümü bence. Pazarlama iletişimi ile yapılmaya çalışılan da, ürünlerin veya markaların rekabetinden çok duyguların ve algıların savaşı. Son yıllarda beyin görüntüleme teknolojisindeki gelişmeler ışığında satın alma kararları konusunda önemli araştırmalar gerçekleştiren “neuromarketing” alanındaki çalışmalar, insanların satın alma kararlarını daha çok duygusal sebeplerle verdiklerini ve sonradan bu kararlarını mantıklı sebeplerle ilişkilendirdiklerini gösteriyor. Bu da demek oluyor ki kuruluşların başarılı bir pazarlama iletişimi süreci gerçekleştirebilmeleri için, insanların duygularına hitap edecek şekilde bir iletişim süreci ortaya koymaları gerekiyor.

KANAAT ÖNDERLERİ DEVREDE

Bildiğimiz yöntemlerde yeni bir ürün tanıtmak için bir söylenti yaratmak istendiğinde dijital ve basılı medyaya bir bütçe ayrılıyor. Kitle medya ile büyük bir kitleye veya karar vericilere ulaşılabiliyor ancak biliyoruz ki sadece bu yeterli olmuyor. İşte burada sektörü, konusu, ilgi alanı ve ideolojisi doğru seçilmiş ve biraraya getirilmiş kanaat önderleri devreye giriyor ve bağlantıyı sağlıyor..

Kitaplar buna günümüzde en genel deyişle “ağızdan ağıza pazarlama”, ya da daha da havalısı WOMM (word of mouth marketing) diyor. Şimdi biraz da dijitalleşme ile gümüze uyarlanan klavyeler arası mouse-to-mouse iletişim. Aslında insanların reklamlardan bile önce yaptıkları, şu an yapıyor oldukları ve gelecekte de yapacakları temel şey. Gücünü insanoğlunun doğasından alıyor; hepimizin yaşadıklarımızı, aile ve arkadaşlarımızla paylaşma dürtümüzü yöneten doğal ve samimi bir pazarlama taktiği.

“Şikayetinizi bize memnuniyetinizi dostlarınıza anlatın.” İşte tam olarak ağızdan ağıza iletişimi özetleyen söz.

Bunu pazarlama anlayışı ile harmanlamak iletişim stratejilerinin parçası halinde kullanmak daha çok çağdaş pazarlamanın işi ve yeni dönemin de en etkili pazarlama yollarından birisi. Bu yöntem kullanıcının, ürün ve ya hizmet satın aldıktan sonra onların hakkında olumlu söylemlerde bulunmaları ile başlıyor ve ücretsiz (!), güvenilir ve odaklı mesaj dağılıyor. Sözcükler genellikle çok hızlı yayılırlar ve neredeyse önüne geçmek imkansız. Bir tür dedikodu gibi. Başka hiçbir taktik, tek pakette böylesine bir avantaj sunamaz.

Bu yöntemin temelinde “bilgi ileticisi” ile markanın “dürüst” bir ikili ilişki kurarak ürün/markanın deneyimlenmesi ve memnun kalındığında çevrelerine önermeleri bekleniyor. Burada elbette kritik nokta bu önerinin “etik” uygulanması. Artık çokça sosyal medyada olmak üzere stratejik planın parçası olarak kullanılan bu avantajlı pakette bilgi ileticisi ile yanlış eşleşmenin fayda yerine zarar getirmesi gibi çok da göz ardı edilemeyecek ciddi bir risk. Aman dikkat kaş yapayım derken göz çıkmasın ve bir kriz yönetme zorunluluğu doğmasın!

loading...